Bizim yolumuz İman, İslâm ve Ahlâk-ı Muhammedî'yi aşılamaktan ibarettir.
Gâye: Rıza-î İlahîdir.
Vasiyetim olsun; tefrikaya düşmeyiniz. Kavmiyet gütmeyiniz. Ehli Sünnetin gayri olan yanlış yollara sapmayınız.

Maddî vücutların her ne kadar dünya hayatından ayrılmış ise de, mânevi tasarrufları, el'an tamamiyle ve kemâliyle devam etmektedir.


   
  seyyidler zinciri............ALTUN SİLSİLE
  Süleyman Efendi(hz)'nin Arşiv Belgeleri Işığında Tahsil Hayatı...
 

Süleyman Efendi(hz)'nin Arşiv Belgeleri Işığında Tahsil Hayatı...

Medresetül-Mütehassısîn yani Süleymaniye Medresesindeki Tahsil Hayatı

Kategori  Kategori : Süleymanlı Cemaati
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 278
Tarih  Tarih : 18 Şubat 2008 18:34

Arşiv Belgeleri Işığında Tahsil Hayatı...

 

Medreset’ül-Mütehassısîn (Süleymaniye Medresesi)’ndeki Tahsil Hayatı

 

 3-    Medreset’ül-Mütehassısîn (Süleymaniye Medresesi)’ndeki Tahsil Hayatı

Süleyman Efendi Hazretleri, 1332/1916 yılında Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi Kısm-ı Âli ’yi bitirdiği sırada, Şeyhülislamlık Makamı Mûsâ Kâzım Efendi’ye intikal etmiştir. Mûsâ Kâzım Efendi’nin Medreselerle alakalı küçük de olsa yaptığı ıslâhâtı özetlemeden, Süleyman Efendi Hazretleri’nin İstanbul’da ki üçüncü tahsil devresini anlamak zor olacaktır. 10 Cemâzelâhire 1335/2 Nisan 1333/1917 tarihli Kanun ile yapılan ıslâhâta göre, Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi’nin bundan böyle birinci kısmına İbtidâ-i Hâric (Orta Öğretim ); ikinci kısmına İbtidâ-i Dâhil (Lise), yüksek kısma Sahn ve nihâyet Medreset’ül-Mütehassısîn kısmına da Süleymaniye Medresesi adı verilmiştir. Ayrıca, lise ve yüksek kısımları üçer seneye indirilirken Medresetül-Mütehassısîn kısmı ise üç seneye çıkarılmıştır [1] .

İşte Süleyman Efendi, 1332 yılının Eylül ayında yani 30 Eylül 1916 tarihinde eski adı Medreset’ül-Mütehassısîn olan Süleymaniye Medresesine girmiş ve iki sene değil, yeni adıyla ve üç sene bu doktora dersleri veren okulda okumuştur. Bu okul Süleyman Efendi Hazretleri zamanında Hâfız Ahmed Paşa Medresesinde eğitime devam ediyordu ve kendisi de buradan mezun olmuştur. Bu okulun da dört bölümü vardır:

1)   Tefsir Ve Hadis Şubesi
2)   Fıkıh Şubesi
3)   Kelam Ve Hikmet Şubesi
4)   Edebiyât Şubesi

Süleyman Efendi Hazretleri’nin kayd olduğu bölüm Tefsir ve Hadis şubesidir ki, ana dersleri kısaca şöyledir: Tefsir-i Şerif, Hadis-i Şerif, Usûl-i Hadis ve Nakd-i Ricâl , Tabakât-ı Kurrâ ve Müfessirîn ve Risâle yani mezuniyet tezi veya daha doğru bir tabirle doktora tezi [2] .

Bütün bu anlattıklarımız belgelere dayalı olan şeylerdir. Nitekim Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi ’nin Süleymaniye Medresesi kısmında Süleyman Efendi Hazretleri’nin tahsilini ve oradan başarıyla mezun olduğunu belgeleyen iki önemli vesika elimizde bulunmaktadır:

Birincisi: Süleyman Efendi Hazretleri, Süleymaniye Medresesi nin ilk iki yılını başarıyla tamamlayınca, 14 Safer 1337/19 Teşrîn-i sânî 1334/Eylül 1918 tarihinde yirmi kişiyle birlikte kendilerine İstanbul Müderris liği Ruusu verilmiştir. Bu ne demektir?

Ruûs , baş anlamına gelen re’s kelimesinin çoğuludur. Terim olarak, medrese tahsilini bitirenlerden ruûs imtihanı denilen sınavı başarıyla kazananlara verilen berâtın adıdır. Eskiden beri imtihanı kazananlar, ruûsla beraber ibtidây-ı hâric medreselerinde müderris oldukları için buna ibtidây-ı hâric ruûsu da denirdi. Daha sonra sıraları geldikçe diğer medreselerin müderrisliklerine yükselirlerdi.

İstanbul’da ki müderrisler çok önemli olduklarından bunlar da kendi aralarında İstanbul müderrisleri ve Bursa-Edirne müderrisleri adıyla iki ayrı gruba ayrılmışlardı. Müderris ise, öğretim üyesi ve ders veren hoca manasınaydı. Zaten daha sonraları da Dar’ül-Fünûn yani üniversite hocalarına da müderris denmeye başlandı [3] .

Müderris lere dersiâm da denilirdi. Dersiâm olmak için şart koşulan ilimleri okumak, bu konuda icâzet li yani eski tabirle mücâz olmak ve de açılan imtihanı kazanmak şartları vardı. Şunu da ifade edelim ki, imtihan heyeti, Ders Vekilinin başkanlığında tanınmış âlimlerden teşekkül ederdi. Senede en fazla on, on beş kişi bu unvanı alırdı. II. Abdülhamid ’den sonra dersiâmlığa senede on beş kişilik kadro ayrıldı. Bunlara ruûsla beraber maaş da tahsis edilirdi. Okuttuğu talebeye icâzet verme yetkisine sahip dersiâmlara mücîz dersiâmlar denirdi [4] .

İşte Süleyman Efendi Hazretleri de, bu imtihana girmiş ve kendisine İstanbul Müderris liği Ruusu verilmiştir. Bununla ilgili elimizde üç belge vardır:

Birinci Belge Gurubu: Şeyhülislâm İbrahim El-Hayderî Efendi tarafından İstanbul Müderris liği Ruusu verilmek üzere Bâb-ı Fetvâdan Sadârete yazı yazılmıştır. Yazılan yazıda şu hususlar dile getirilmiştir: “Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi ’ne girmek için daha önce yapılan imtihanda ehliyet gösterip iki sene tahsilini tamamladıktan sonra bu sefer açılan imtihanlarda başarılı olarak üçüncü sınıfa terfi eden yirmi efendinin İstanbul ruûsuyla taltif edilmeleri hususu Ders Vekâleti tarafından tezkire ile ifade olunmuş ve bu konuda hazırlanan İrâde-i Seniyye Lâyihası takdim edilmiştir. Emir ve ferman nasıl sâdır olursa ona göre hareket edileceği arz kılınır efendim. 13 Safer 1337/18 Teşrîn-i Sânî 1334/Eylül 1918. Şeyhülislâm İbrahim El-Hayderî.” [5] .

Ayrıca buna ilâveten de bir İrâde Lâyihası takdim edildiği yazıdan anlaşılmaktadır. İrâde-i Seniyye biraz sonra neşredileceğinden burada tekrar etmiyoruz.

Bu şekildeki irâde-i seniyye lerin sadece senede bir iki defa ve ancak 15-20 kişi için sadır olduğunu burada tekrar hatırlatmak gerekmektedir. Zira İstanbul Ruusu o günlerin Osmanlı Devletinde çok önemli bir akademik kariyer manasına gelmektedir.

Süleyman Efendi’nin De Dâhil Olduğu Yirmi Kişiye Ruûs Verilmesiyle Alakalı Şeyhülislamlık Yazısı

“Bâb-ı Fetva
Dâire-i Meşîhat

   Atûfetlû Efendim Hazretleri,
   Dâru'l-Hilâfeti'-Aliyye Süleymâniye Medresesine duhûl içün evvelce icrâ edilen imtihanda, isbât-ı ehliyet ve mezkûr medresede iki sene tahsîl ve tekemmül edüp, bu kerre bil-imtihan üçüncü sınıfa terfî' olunan yirmi efendinin İstanbul rü’ûs-i hümâyûniyle taltifleri ders vekâletinden bâ tezkire ifâde olunmuş ve ol bâbda tanzîm edilen irâde-i seniyye lâyıhası leffen arz ve takdîm kılınmış ise de, emir ve fermân âtıfet-nişan-ı Hazret-i Tâcdâr-ı Â’zamî ne vech ile şeref-efzâ-yı sünûh ve sudûr buyurulur ise, hükm-i münîfinin infâzına müsâra’at olunacağı derkâr bulunduğu beyâniyle terkîm-i tezkire-i senâverîye ibtidâr kılındı efendim.
   12 Saferu'l-hayr 1337/18 Teşrîn-i sânî 1338/Eylül 1918

Şeyhu-l İslâm
İbrahim El-Hayderî”

İkinci ve Üçüncü Belge: Sadrazamlık Şeyhülislâmdan gelen bu yazıyı Padişah’a takdim edince, o zaman Padişah olan Mehmed Vahidüddin hemen tasdik ederek 14 Safer 1337/19 Teşrîn-i Sânî 1334/Eylül 1918 tarihinde, kendi adına cevabı Ser-kâtib-i Hazret-i Şehriyârî göndermiş ve ekine de hem Şeyhülislâm İbrahim El-Hayderî ’nin ve hem de Padişahın imzası bulunan İrâdeyi birleştirmişlerdir. Padişahın Başkâtibi imzası ile gelen yazıda, Şeyhülislâmlığın tezkiresi ve Lâyihanın Padişah tarafından incelendiği ve tasdik olunarak iâde olunduğu ifade olunmaktadır.

   İrâde-i Seniyyede ise, Adapazar'lı Muhammed Nûreddîn, İşkodra'lı Hâfız Yûsuf, Silistreli SÜLEYMAN HİLMİ, Gelibolulu Mahmud Râif, Silistre'li Ahmed, Kalkandelen'li İbrahim, Mal kara'lı Halil, Batum'lu Hâfız Hamdi, Bosna'lı İbrahim, Şumnu'lu Nûri, Siroz'lu Ahmed, Akseki'li Hasan, Akseki'li Ahmed, Kafkasya'lı Abdullah Muhyiddîn, Nevrokop’lu Yûsuf, Göynük'lü Hâfız Muhammed Hilmî, Kuruçay'lı Mustafa, Rize'li Kâsım, Ahıska'lı Selîm Sâbit, Kırkkilise'li Mustafa Necâti efendilere İstanbul müderrisliği ruûsu tevcîh olunduğu ifade edilmektedir [6] .
    İlişikte Medreset’ül-Mütehassısîn’de okutulan derslerin dökümünü ve ders programını da vermek istiyoruz.

Medreset’ül-Mütehassısîn Ders Programı


Süleyman Efendi Hazretleri ve Yirmi Arkadaşına Ruus Verilmesiyle Alakalı İrâde-i Seniyye

     “Bâb-ı Fetva      
Dâire-i Meşîhat

Muhammed Vahîdüddin

   Adapazar'lı Muhammed Nûreddîn, İşkodra'lı Hâfız Yûsuf, Silistreli SÜLEYMAN HİLMİ, Gelibolulu Mahmud Râif, Silistre'li Ahmed, Kalkandelen'li İbrahim, Malkara'lı Halil, Batum'lu Hâfız Hamdi, Bosna'lı İbrahim, Şumnu'lu Nûri, Siroz'lu Ahmed, Akseki'li Hasan, Akseki'li Ahmed, Kafkasya'lı Abdullah Muhyiddîn, Nevrokop’lu Yûsuf, Göynük'lü Hâfız Muhammed Hilmî, Kuruçay'lı Mustafa, Rize'li Kâsım, Ahıska'lı Selîm Sâbit, Kırkkilise'li Mustafa Necâti efendilere İstanbul müderrisliği ruûsu tevcîh olunmuştur.
   Bu irâdey-i seniyenin icrâsına Meşîhat me'murdur.
   14 Safer 1337 /19 Teşrî-i sânî 1334/Eylül 1918

Şeyhu-l İslâm
İbrahim El-Hayderî

İrâde-i Seniyye nin Tasdikini Bildiren Padişahın Serkâtibinin Yazısı

   “Mâruz-ı bende-i dîrîneleridir. İşbu tezkire-i aliyye-i meşîhat-penâhileriyle beraber, manzûr-ı âlî buyrulan melfûf irâde-i seniyye lâyihası imzâ-yı hümâyun-i mülûkâne ile tevşîh buyrularak leffen iâde kılınmış. Ol bâbta emir ve fermân Hazret-i men lehü'l-emr'indir.
   14 Safer 1337 / 14 Teşrîn-i sânî 1334/Eylül 1918.
    Ser-kâtib-i Hazret-i Şehriyârî “


   Süleyman Efendi Hazretleri, ruûs imtihanında başarılı olmakla artık dersiâm sıfatını kazanmıştır. Buna rağmen Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi ’nin Süleymaniye Medresesi Tefsir ve Hadis Şubesindeki tahsiline devam etmiştir. Son seneyi de tamamladıktan sonra eski adıyla Medreset’ül-Mütehassısîn ve yeni adıyla Süleymaniye Medresesi ni, 14 Mayıs 1335/27 Mayıs 1919 tarihinde tamamlamıştır. Son sınıfta okuduğu dersler ve aldığı puanlar şöyledir:

Tefsir-i şerif                                                                     10 (On)
Usûl-i Hadis ve Nakd-i Ricâl                                       10 (On)
Hadis-i Şerif                                                                    10 (On)
Tabakât-ı Kurrâ ve Müfessirîn                                      10 (On)
Risâle (Doktora Tezi)                                                     9+ 2/7

Aded-i Vasat (Ortalama)                                              9 + 9/14

   Bu başarısı üzerine Meclis-i Müderrisîn Reisi başkanlığında toplanan hey’et-i tedrîsiye, Süleyman Efendiye birinci derece ile Süleymaniye Medresesi -Hadis Ve Tefsir Şubesi İcâzetnâmesi vermiştir. İcâzetnâmede Süleyman Efendi Hazretleri müstecîz diye zikr edilmekte ve icâzet nâme o zamanın Şeyhülislâmı Es-Seyyid Abdullah Efendi tarafından tasdik edilmiş bulunmaktadır. Şu anda bu icâzetnâmenin orijinali vârislerinin elinde bulunmaktadır ve aşağıda gösterilmiştir.

   İlgili kanundan öğrendiğimize göre, icâzet nâme alınması, talebenin son sınıf imtihanını vermekle beraber, mensup olduğu şubenin müderrisleri tarafından yazılı ve sözlü imtihanları yapıldıktan sonra belirlenecek belli bir mevzuda Risale tabir edilen doktora tezi mahiyetinde bir eser hazırlaması şartlarına bağlıdır. Bütün bu şartlar tamamen bulunduktan sonra icâzetnâme tanzim olunur.

   Medrese-i Süleymaniye mezunları, ihtisas derecelerine göre, Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi müderrisliği, müdürlük, müftülük, sahn teşkilâtı hocalıkları, umumi mekteplerde dinî ilimler ve Arapça muallimlikleri, kürsü şeyhlikleri ve alay imamlıkları gibi görevlere gelebilirler [7] . Zaten Süleyman Efendi Hazretleri de daha sonra bu maddelerde sayılan vazifelere getirilmiştir. Bunu daha sonra incelemeye devam edeceğiz.

   Şimdi üç önemli belgeyi sizlere takdim edelim: Bunlardan birincisi, Süleyman Efendi Hazretleri’ne verilen İcâzetnâmenin kapak resmidir. Görüleceği gibi birinci dereceden icâzet nâme olduğu ve şeyhülislamın ifadesiyle tarafımızdan tasdik edildi” şeklinde bir beyânın yer aldığı görülmektedir.

İkinci belgede, uzun olan icâzet nâme nin Arapça kısmından el-müstecîz Süleyman Hilmi Efendi bin Osman Es-Silistrî ifadesinin yer aldığı bölüm görülmektedir.

Üçüncü belgede ise, Süleymaniye Medresesi nin son sınıfında okuduğu dersler ve derslerin imtihanından aldığı notlar ile hocalarının ve Meclis-i Müderris în Reisinin imzaları bulunmaktadır.


Süleyman Efendi Hazretleri’ne Verilen İcâzetnâmenin Kapak Resmi

İcâzetnâmenin Arapça Kısmından El-Müstecîz Süleyman Hilmi Efendi Bin Osman Es-Silistrî Ifadesinin Yer Aldığı Bölüm

Süleymaniye Medresesi nin Son Sınıfında Okuduğu Dersler Ve Derslerin Imtihanından Aldığı Notlar İle Hocalarının Ve Meclis-i Müderrisîn Reisinin İmzaları


4- Medreset’ül-Kuzât (Hukuk Fakültesi) Tahsili

   Süleyman Efendi Hazretleri, hem hâtıralarını nakleden talebelerinden ve hem de sicil dosyasındaki bir belgeden anlaşılacağı üzere, aynı zamanda Tanzimat’tan sonra açılan ilk hukuk fakültesi olan Medreset’ül-Kuzât’tan da mezundur. Medreset’ül-Kuzât’ın aslı, Sultân Abdülmecid zamanında şeyhülislâm olan Meşreb-zâde Hafîdi Mehmed Ârif Efendi’nin teşebbüsüyle 1270/1854 tarihinde kadı yani hâkim yetiştirmek üzere açılan Muallimhâne-i Nüvvâb’dır . 1302/1884 yılında adı Mekteb-i Nüvvâb ; 1326/1908 yılında Mekteb-i Kuzât ve nihayet 1327/1909 yılında Medreset’ül-Kuzât adlarını almıştır [8] . Süleyman Efendi Hazretleri’nin devam ettiği dönemde, 5 Safer 1332/21 Kânunuevvel 1329/3 Ocak 1914 tarihli Medreset’ül-Kuzât Nizâmnâmesi yürürlüktedir [9] .

   Süleyman Efendi’nin Medreset’ül-Kuzât me’zunu olduğunu gösteren en büyük delil, kendisinin 14.4.1948 yılında Diyânet İşleri Başkanlığına hitâben yazdığı ve halen Diyânet İşleri Başkanlığında muhâfaza edilen sicilinde mahfûz dilekçesidir. Şöyle ki:

Diyanet İşleri Reisliği ,             İstanbul 14.4.948

   Mütehassısîn medresesinden mezun dersiâmım. Ayrıca Medresetül-Kuzat’tan da mezun bulunmaktayım. Kanunen kayd-ı hayat şartiyle aldığım dersiâm maaşı benim tabi’î vâiz olduğumun en kat'î delilidir. Dersiâmlar memleketin tabiî vâizleri olup hiçbir kayd ve şarta tâbi olmaksızın ve vesikaya lüzum olmadan camilerde vaaz edebilecekleri muhakkaktır.
   Bir müddetten beri bu tabiî vazifemi yapamıyordum. Bugün yapmak istiyorum. İstanbul camilerinden hangisinde ve hangi saatte ifay-ı vazife edebileceğimin tayini için İstanbul müftülüğüne emir verilmesini diler saygılarımı sunarım.

İstanbul Şehzade başı Karakol Arkası     Süleyman Hilmi
     Selim Paşa Yokuşu                            Tunahan”[10]

   Görüldüğü üzere, bu mektupta Süleyman Efendi Hazretleri, tahsil hayatını da bütün yönleriyle bir iki cümlede özetlemektedir. Gerçekten Süleyman Efendi, devrin hâkimleri olan kadıları yetiştiren Medresetü'l-Kuzat'ın giriş imtihanını da en yüksek dereceyle kazanmış ve bunu babasına büyük bir sevinçle bildirmiştir. Ne var ki, babası, onun bu sevincine katılmayacak, hattâ bunu şöyle bir telgrafla da bildirecektir :
   - Süleyman, ben seni Cehennem'e göndermek için İstanbul'a yollamadım.
   Osman Efendi, bu telgrafıyla oğluna İslâm dininin, “hüküm verme durumundaki insanların büyük mes'ûliyetini ve adâleti gerçekleştiremeyenlerin cehennemlik olduklarını” haber veren hadis lerini hatırlatıyordu. Süleyman Efendi, babasına yazdığı cevapta, onun endişelerine katıldığını, ancak maksadının hâkimlik mesleğine geçmek olmayıp, devrin bütün din ilimleri sahasında kemâle ermek olduğunu bildirdi. Gerçekten de, iyi derece ile aldığı diploması, ona kadılık rütbesini kazandırdığı halde, o, bu mesleğe hayatı boyunca talip olmadı[11.
   Onun Medreset’ül-Kuzât’tan aldığı diplomayı gören talebeleri diplomada mezun olduğu derslerin şöyle bir dökümünü vermektedirler: Roma Hukuku , Sakk-ı Şer’ î , Ticâret-i Berriyye Hukuku (Kara Ticaret Hukuku), Ticâret-i Bahriye Hukuku ( Deniz Ticaret Hukuku), Hukuk-ı Düvel (Devletler Hukuku) ve diğer dersler [12]. Zaten Medreset’ül-Kuzât’da tedrîs olunacak ders listesi de Ta’limâtnâme’de şöyle tesbit olunmuştur:
   Dürer (Molla Hüsrev’in eseridir ve her yıl dörtte biri olmak üzere dört yılda tamamlanması şartı vardır); Mecelle (Aynı şekilde tamamlanma şartı vardır); Ferâiz (İslâm Miras Hukuku); Tatbikât-ı Şer’iyye; Sakk-ı Şer’î; Defter-i Kassâm; Ahkâm ve Nizâmât-ı Evkaf; Arazi Kanunu; Ticâret-i Berriyye Hukuku (Kara Ticaret Hukuku); Ticâret-i Bahriye Hukuku ( Deniz Ticaret Hukuku); Hukuk-ı Düvel (Devletler Hukuku); İcrâ Kanunu; Usûl-i Muhâkeme-i Hukukıye; Usûl-i Muhâkemât-ı Cezâiyye ve Sulh; Tanzîm-i İ’lâmât-ı Hukukıye; Tatbikat-ı Hukukıye ve Cezaiye ve Ticâriye; Tanzîm-i İ’lâmât-ı Cezâiye; Medhal-i İlm-i Hukuk; Hukuk-ı İdare; İktisad; Kitâbet-i Resmiye ve Hüsn-i Hat Ta’lik[13]
   Bütün bunlardan sonra kimse, Süleyman Efendi Hazretleri’nin zâhirî ilimlerde büyük bir allâme olduğundan aslâ şüphelenemez. Zira, Süleymaniye Medresesi nde doktora yaparak şer’ î ilimlerde ve Medreset’ül-Kuzât ’tan mezun olarak da hukuk alanında zamanının en yüksek ihtisasını elde etmiş olduğu belgelerle ortaya konulmuş bulunmaktadır.
    Şunu da ifade edelim ki, Süleyman Efendi Hazretleri’nin Medreset’ül-Kuzât ’ta okuduğu derslerin dökümü ve başarı durumu, bu medresenin talebeleri ve benzeri ayrıntılı bilgiler, İstanbul Müftülüğü Meşîhat Arşivinde bulunmaktadır. Bu defterler, tam olarak tasnif edilemediğinden, bu bilgileri, daha sonraki dönemlerde araştırmamıza ilave edeceğimizi, şimdiden okuyuculara ve araştırmacılara duyurmak istiyoruz. Gayretlerimiz devam etmektedir. Ancak Allah’dan niyâzımız, bu evrakların yanan meşihat arşivi evrakları arasında bulunmamasıdır. Eğer yandıysa, ancak matbu  ve mevcut kaynaklarla idare etme mecburiyetinde kalacağız.

Süleyman Efendi Hazretleri’nin Medreset’ül-Kuzât (Hukuk Fakültesi) Mezunu Olduğunu İfade Eden Dilekçesi


Medreset’ül-Kuzât’ta Okutulan Derslerin Dökümü

 Evkaf Nezâreti Tarafından 1331/1913 Senesinde İnşâ Edilen Medreset’ül-Kuzât Binâsı

 

[1]      Takvîm-i Vakâyi’, No: 2861, 22 Nisan 1333; Atay, 285 vd.
[2]      Ceride-i İlmiye, 3. Sene, Sy. 33, sh. 959-967.
[3]      Pakalın, II, 598, III, 71-72.
[4]      Pakalın, I, 427-428.
[5]      BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi), İrâde-Meşihat. Bu belge, aslında İstanbul Müftülüğü Şer’ iye Sicilleri Arşivinde bulunması gerekirken, ne Ankara’daki gizli dosyada ve ne Ulemâ Sicillerinde yer almamaktadır. Ancak Sâdık Albayrak tarafından neşredilmiştir ve bir sûreti o zaman Meşîhat ’ın resmî dergisi olan Cerîde-i İlmiye’de yayınlanmıştır. Zaten belgenin aslının fotokopisi de bizim için yeterli bir belgedir. Cerîde-i İlmiyye’deki İrâde-i Seniyye’yi burada neşrederek kitabın uzamasını istemiyoruz.
[6]     Cerîde-i İlmiye, Rebiülevvel 1337, sh. 1197; BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi), İrâde-Meşîhat . Bir önceki belge için söylenenler, maalesef bu belge için de geçerlidir. Nereye gittiği belli değildir.
[7]     Dâr'ül-Hilâfet'il-Aliyye Medresesi yle Taşra Medârisi Hakkında Nizâmnâme, 16 Zilhicce 1335/4 Teşrîn-i evvel 1333/17 Ekim 1917, md. 29-36, Düstur, II. Tertip, c. IX, sh. 745-752.
[8]     Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, sh. 268-270; Atay, sh. 302-307.
[9]     Düstur, II. Tertip, VI, sh. 146-150; İlmiye Sâlnâmesi, sh. 647-678.
[10]    Diyânet İşleri Başkanlığı, Sicil No: 23-0383 Süleyman Hilmi Tuna-han Dosyası.
[11]    Yılmaz, Hızır, Süleymancılık Hakkında Bir İnceleme, Köln 1977, sh. 9-11; Vakkasoğlu, İz Bırakanlar, sh. 59.
[12]     Yılmaz, Hızır, Süleymancılık Hakkında Bir İnceleme, Köln 1977, sh. 9-11; Bu kaynakta Roma Hukuku da Medreset’ül-Kuzat’ın dersleri arasında zikredilmişse de, elimizdeki kaynaklar bunu doğrulamamıştır. Asıl ders listesini daha yakından anlamamız için Medreset’ül-Kuzat’ın ders programını orijinal haliyle takdim etttik.
[13]    Ilmiye Sâlnâmesi, sh. 687

 
  Bugün 16 ziyaretçi (39 klik) kişi burdaydı!

 

Gerçek Mürşid

Muhammed Bahâüddin Şâh Nakşibend (k.s.) Hazretleri buyurdular:


"Biz ilk zamanlar kendimiz aranan, başkalarını da arayan sanırdık. Yanılmışız; şimdi o görüşümüzden dönüyoruz. Gerçek mürşid, Allahü Teâlâ'dır. O, kimin içinde, bu yola (dinin özüne) karşı bir istek bulursa bize yolluyor. Bize gelince de, nasibi neyse, bizim yolumuzdan ona kavuşuyor."



Hakiki Mürşid

"Ağaç nasıl ki, gövdesinden değil de meyvesinden iyi anlaşılırsa, mürşid-i kâmil olan kişiler de, gösterişli zâhir hallerinden değil, meyve ve mensuplarından yani yetiştirdikleri kimselerin güzel hallerinden anlaşılır. Ve bu sûretle kendilerine tâbi olmak, mânevî feyzinden her hususta istifâde etmek câiz ve sahih olur. Şöhreti arşa çıksa, hakîki mürşidin misâli, meyvesidir." (Ebu'l Faruk k.s.)

 

 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

silsileisaadat.tr.gg