Bizim yolumuz İman, İslâm ve Ahlâk-ı Muhammedî'yi aşılamaktan ibarettir.
Gâye: Rıza-î İlahîdir.
Vasiyetim olsun; tefrikaya düşmeyiniz. Kavmiyet gütmeyiniz. Ehli Sünnetin gayri olan yanlış yollara sapmayınız.

Maddî vücutların her ne kadar dünya hayatından ayrılmış ise de, mânevi tasarrufları, el'an tamamiyle ve kemâliyle devam etmektedir.


   
  seyyidler zinciri............ALTUN SİLSİLE
  Süleyman Efendi, işaret buyurulan zattır"...
 

Süleyman Efendi, işaret buyurulan zattır"...

 

Bediüzzaman Said Nursi’yle ilgili olarak Yeni Asya Gazetesi’nde 31 Mayıs 1976 tarihinde Av. Abdurrahman Şeref Laç’la yapılan mülakattan iktibas edilmiştir.

 

“Bizim bugün başlıca vazifemiz; iman’ı muhafazaya çalışmaktır. Bunu yapıyoruz. Biz tedrisat yapmıyoruz. İslam’ın esası maddi ve manevi kurtuluşun kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in okutulup öğretilmesi ve yalnız Türkiye’ye değil, bu yolla bütün dünyaya yayılması işini biraderim Süleyman Efendi ve O’nun tesis eylediği Kur’an Kursları yapıyor. Hem de çok kısa zamanda yapıyorlar. Eskiden 10-15 senede öğrenilen İslami ilimleri şimdi Kur’an Kursları 1-2 sene içinde öğretiyorlar. Alim yetiştiriyorlar. Fakih yetiştiriyorlar. Müfessir yetiştiriyorlar. Bu hal bir mucize-i kur’aniyyedir.

Bugünkü bu şaşılacak hal hakkında ben küçük yaşlarda iken; benim gözlerime doğru bir ışık çıkmış ve beni ikaz eylemek istemişti. O zaman her halde tekamül etmemiş olduğum için anlayamamışım. Şimdi anlıyorum, izah edeyim. Ben 16 yaşında iken Şirvan’dan Siirt’e gittim. Bir çok İslami ilimleri, Kur’an-ı Kerim’in mucizesi olarak çok kısa zamanda ve süratle tahsil eylemiş bulunuyordum Siirt’teki büyük müslüman alimlerle münazaraya girdim. Hepsini mağlup ettim. O büyük alimler hayret içinde kaldılar ve beni takdir eylediler. Ben bu halime çocukluk saikesi ile mağrur oldum. İşin esasını o zaman anlayamamışım. Halbuki bu hal bana bir işaretmiş. Sanki Rabbim bana demek istemiş ki:

 

“Ey Said, ileride bir zaman gelecek İslamiyet sıkışacak neşri Kur’an, neşri İslam için uzun seneler bulunmayacak. Bunları bir senede, iki senede öğrenmek ve öğretmek ihtiyacı hasıl olacak. İşte o zaman nasıl ki, şimdi sen; kısa bir zamanda büyük alimlerle münazaraya tutuşacak kadar ilim kudreti iktisap ettin. Seninkinden çok daha kısa zamanlarda, İslam alimleri yetişecek ve ehl-i küfür ile mücadele edecek sevgili kullarım ortaya çıkacak.”

 

Ben o zaman bu işareti anlayamamışım. Ama şimdi hakikat tezahür etmiş bulunuyor. Biraderim Süleyman Efendi işaret buyurulan zattır. Büyük tedris işi ile meşgul oluyor. O’nun Kur’an Kursları; Neşri Kur’an ve Neşri İslam’ı bütün dünyayı hayretlere gark edecek çok kısa zamanda başarıyor.”

 
  Bugün 16 ziyaretçi (31 klik) kişi burdaydı!

 

Gerçek Mürşid

Muhammed Bahâüddin Şâh Nakşibend (k.s.) Hazretleri buyurdular:


"Biz ilk zamanlar kendimiz aranan, başkalarını da arayan sanırdık. Yanılmışız; şimdi o görüşümüzden dönüyoruz. Gerçek mürşid, Allahü Teâlâ'dır. O, kimin içinde, bu yola (dinin özüne) karşı bir istek bulursa bize yolluyor. Bize gelince de, nasibi neyse, bizim yolumuzdan ona kavuşuyor."



Hakiki Mürşid

"Ağaç nasıl ki, gövdesinden değil de meyvesinden iyi anlaşılırsa, mürşid-i kâmil olan kişiler de, gösterişli zâhir hallerinden değil, meyve ve mensuplarından yani yetiştirdikleri kimselerin güzel hallerinden anlaşılır. Ve bu sûretle kendilerine tâbi olmak, mânevî feyzinden her hususta istifâde etmek câiz ve sahih olur. Şöhreti arşa çıksa, hakîki mürşidin misâli, meyvesidir." (Ebu'l Faruk k.s.)

 

 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

silsileisaadat.tr.gg